1970'lerde ortaya çıkan ve bilgisayar dünyasını değiştiren 5 teknoloji

Bugün sıradan kabul ettiğimiz internet bağlantısı, lazer yazıcı, taşınabilir depolama ve oyun kartuşlarının geçmişinde 1970'lerin önemli bir yeri...

Bugün bilgisayar kullanırken birbirinden tamamen farklı görünen bazı teknolojileri aynı dönemin ürünü olarak düşünmek zor olabilir. İnternet bağlantısı, yazıcılar, taşınabilir depolama ve video oyunları farklı alanlara ait gibi görünse de 1970'ler bu teknolojilerin gelişiminde önemli bir dönemeç oldu.
On yılın başında bilgisayarlar hala büyük şirketlerin, devlet kurumlarının ve üniversitelerin ağırlıklı olarak kullandığı sistemlerdi. Ancak bu durum yavaş yavaş değişti. Bilgisayarlar yalnızca hesaplama yapan büyük makineler olmaktan çıkıp gerçek hayattaki farklı ihtiyaçlara cevap veren araçlara dönüşmeye başladı.
Bu değişimin arkasında tek bir buluş yoktu. Veri paylaşımından belge basmaya, film efektlerinden oyunlara kadar farklı alanlarda yaşanan gelişmeler bilgisayarların kullanım alanını genişletti.

TCP/IP: Ağların birbirine bağlanması
1970'lerin en önemli adımlarından biri, birbirinden bağımsız bilgisayar ağlarının iletişim kurabilmesinin önünü açan TCP/IP protokolleriydi. 1969'da ARPANET üzerinden paket anahtarlamalı bir ağda ilk başarılı mesaj iletimi gerçekleşmişti. Ancak 1970'lerin başında farklı ağların sayısı arttıkça yeni bir sorun ortaya çıktı. Bu ağlar aynı iletişim yöntemlerini kullanmadığı için birbirleriyle doğrudan veri alışverişi yapamıyordu.
1974'te iki bilgisayar bilimcisi, daha sonra TCP ve IP olarak bilinecek protokolleri geliştirdi. IP, verileri küçük paketlere bölerek farklı ağlar üzerinden hedefe yönlendirirken TCP, bu paketler ulaştığında yeniden bir araya getirilmelerini sağlıyordu.
Teknoloji 1978'de TCP/IP katmanlarına ayrılarak daha esnek bir yapıya kavuştu. Böylece farklı protokollerin IP'nin adresleme ve yönlendirme özelliklerinden yararlanmasının önü açıldı. Bugün bildiğimiz internetin temelini oluşturan süreç de bu gelişmelerle ilerledi.

Lazer yazıcı: Belgeler dijital dünyadan kağıda taşındı
Bilgisayarların iş dünyasında yaygınlaşması, ekrandaki bilgilerin fiziksel olarak basılmasını da önemli hale getirdi. Ancak dönemin yazıcıları bu ihtiyaç için pek ideal değildi. Daisy wheel yazıcılar daktiloya benzer şekilde çalışıyor ve oldukça gürültülüydü. Nokta vuruşlu yazıcılar daha hızlı ve güvenilir olsa da bilgisayarlarda oluşturulan grafik ve görüntüleri yeterince iyi basamıyordu.
Xerox'ta çalışan fizikçi Gary Starkweather ise lazerlerin bu süreçte kullanılabileceğini fark etti. 1960'ların sonlarında geliştirmeye başladığı sistem, lazer ışınının ışığa duyarlı bir tambur üzerinde görüntü oluşturmasına dayanıyordu.
Xerox, Starkweather'ın geliştirdiği teknolojiyle 1977'de 9700 modelini piyasaya çıkardı. Ürün kısa sürede ticari başarı yakaladı ve Xerox'a milyarlarca dolar gelir sağladı. IBM ve Canon gibi şirketler de daha sonra pazara girdi.
Lazer yazıcıların hassasiyeti ve karmaşık görüntüleri basabilmesi, onları 1970'lerde işletmeler için tercih edilen seçeneklerden biri haline getirdi.

CGI: Bilgisayarlar film setine girdi
Bilgisayarların etkisi ofislerle sınırlı kalmadı. Sinema sektörü de 1970'lerde bilgisayar destekli görüntü üretimini denemeye başladı. Daha önce özel efektler çoğunlukla fiziksel araçlarla hazırlanıyordu. Kuklalar, minyatürler, özel setler, kamera açıları ve ışık oyunları bu işin temel parçalarıydı. Bilgisayarlar ise henüz bu sürecin alışılmış bir parçası değildi.
1973 yapımı Westworld, daha karmaşık bilgisayar üretimli görüntüler kullanan ilk filmlerden biri oldu. Filmde robot karakterin bakış açısından gösterilen bir görüntü için dijital animasyon kullanıldı ve canlı çekim ile dijital görüntü bir araya getirildi.
1976'da Futureworld bu yaklaşımı daha da ileri taşıdı. Filmde bilgisayar tarafından oluşturulan üç boyutlu bir el ve yüz yer aldı. Bu çalışmaların arkasındaki isimlerden Ed Catmull daha sonra Pixar'ın kurucularından biri oldu.
CGI 1970'lerde hala deneysel ve nadir kullanılan bir teknolojiydi. Star Wars gibi filmlerde de çok sınırlı biçimde görülüyordu. Buna rağmen bilgisayarların sinema sektöründe kullanılabileceğine dair önemli bir eşik aşılmış oldu. Teknoloji 1980'lerde daha erişilebilir hale gelirken 1990'larda artık sinemanın sıradan araçlarından birine dönüştü.

Taşınabilir depolama: Dosyalar ilk kez daha kolay taşınabildi
Bilgisayarların veri depolama biçimi de bu dönemde değişmeye başladı. Şirketler daha önce belgeleri fiziksel dosyalar, klasörler ve arşiv alanlarıyla saklıyordu. Ana bilgisayar sistemleri dijital veriyi depolayabiliyordu ancak farklı sistemler arasında veri taşımak kolay değildi.
IBM'deki bir ekip, ana bilgisayarlara yazılım yüklemeyi kolaylaştıracak bir çözüm ararken disket fikrini geliştirdi. İlk ticari floppy disk 1971'de piyasaya çıktı. Sekiz inçlik bu disk, plastik bir muhafazanın içinde bulunuyor ve yaklaşık 80 kilobayt veri saklayabiliyordu. İlk versiyon yalnızca okunabiliyordu ancak verilerin bir bilgisayardan başka bir yere fiziksel olarak taşınmasını çok daha pratik hale getirdi.
Teknoloji 1970'lerde gelişmeye devam etti. IBM 1976'da daha küçük 5,25 inçlik disketi piyasaya sürdü. Disketler 1980'lerde ve 1990'ların önemli bir bölümünde yazılım dağıtımının temel araçlarından biri olarak kullanıldı. CD-ROM teknolojisinin yaygınlaşması ise zamanla bu dönemi sona erdirdi.

Fiziksel oyun medyaları: Oyunlar konsoldan ayrılmaya başladı
1970'lerin başında bugünkü anlamıyla oyun konsolları henüz ortaya çıkmamıştı. Video oyunları büyük ölçüde atari salonlarında oynanıyor, ev sistemleri ise oyunları doğrudan donanımın içinde barındırıyordu. 1976'da Fairchild Channel F piyasaya çıktığında bu model değişti. Channel F, oyunların konsoldan ayrı olarak satın alınmasına imkan veren ilk sistem oldu.
Bunun nedeni ROM kartuşlarıydı. Oyunlar konsola önceden yüklenmek yerine ayrı kartuşlar halinde satılıyordu. Böylece kartuşlar, bir anlamda video oyunları için taşınabilir depolama araçlarına dönüştü.
Bu fikir yalnızca teknik açıdan değil, ticari açıdan da önemliydi. Oyunlar artık konsolun yanında gelen tek bir içerik olmaktan çıkıp ayrı ürünler haline geldi. Kullanıcılar oyun kiralayabiliyor, arkadaşlarıyla ödünç verebiliyor veya takas edebiliyordu.
Fairchild Channel F kısa sürede Atari 2600 gibi sistemlerin gerisinde kalsa da ortaya koyduğu model kalıcı oldu. Kartuş sistemi, bir neslin video oyunlarıyla fiziksel olarak kurduğu ilişkinin temel parçalarından biri haline geldi.